İndirim!

Mavi Yosun – Turan Gökmenoğlu

19,002,28

Serpil, duvarından zeminine her yeri ahşap kokan evin balkonuna yürüdü. Sabahın ılık rüzgarının, dağların kuytularından gizlice geçip, bedeninin kıvrımlarında süzülüp gidişini izledi. Çakıl taşlarının arasından akan çayın çıkardığı şarkıları dinledi. Elini uzatsa, gökyüzünde özgürce uçan martıların kanatlarına değebilecekti.

Taşçı, dağların gizli kuytularından topladığı iksire bulanmış suyu, kasabaya kadar yorulmadan taşıyan çayın kenarındaki kayaların üzerinde, iki çocuğun balık tutmakta olduğunu gördü. Kendi çocukluğu geldi aklına. Toplu iğneden olta, makara ipinden misine, ağaç dalından kargı yapıp, sabahın ilk ışıkları ile çayın kenarına inip tuttuğu balıklar. Bir de arka bahçedeki sürekli nemli olan gübreli topraktan toplayıp yem yaptığı solucanlar. Yanakları pembe mercan balıkları ve bıyıklılar. Tuttuğu balıkları yabani çiçek dallarına dizip eve gelişi.

Çakıl taşlarının içinde akmakta olan çayın serin suyu bedenini boylu boyunca kapladı. İri kayaların arasından sürüklenerek aktı. Daha aşağılarda kendi halinde kaynamakta olan sıcak sulara doğru ağır ağır çekildi. Gözlerini yumup, nefesini tuttu, kendini suyun derinlerine inen girdaba bıraktı.

Taşçı’nın elleri, büyülü bir kadifede gezindi bir süre. Vadinin gizlerine sığınmış utangaç bir kelebeğin kanatlarına dokunur gibi oldu. Kelebek uçuşup giderken parmak uçlarını altın tozlarına buladı.

Genç kız belki de, pembeden mora çalan şarabın da etkisi ile, tüm bedeninin gevşeyip rahatladığını, hafifleyip bulutlara doğru yükseldiğini hissetti. Bir dudağına bal, diğerine tuz değmiş gibi geldi. Gözlerini yumup, yeni gecenin karanlığına doğru uzun bir yolculuğa çıktı. Yol kenarına serpilmiş çakıl taşlarına aldırmadan ve takılmadan.

Genç kız yaklaşmakta olan bir ateşi karşılamak ister gibi başını hafifçe çevirdi. Kelebek dokunuşunu andırır gibi bir çift dudak, değiverdi dudaklarına. Derinlerde bir yerlere ılık bir lavın akmakta olduğunu düşündü. Lavın her değdiği yeri yakıp kendi rengine dönüştürdüğünü, gözlerini açmadan görebiliyordu. Sonra o yerlerde rengarenk yabani dağ çiçekleri açtı. Çiçeklerin büyülü kokusu Taşçı’nın bedenine ve ciğerlerine yayıldı.

Taşçı’nın hiç bir şey yapmasına gerek kalmadan, ince parmak uçları aynı boğumlara çekiliverdi. Genç kız dudaklarındaki yakut tadını paylaşmaya karar verdi. Sessiz bir kuğu gibi, gecenin gizli karanlığından çıkıp, sevdiği adamın dudaklarına değdi. Taşçı’nın sihirli parmaklarını, daha da gerekli olduğuna inandığı kuytulara sürükledi.

Buranın benim hayatımda çok önemli bir yeri var. Sevdalı bir genç kız olarak geldim, olgun bir kadın olarak dönüyorum. Bu şehir bana kadınlığımı verdi. Hayatım boyunca bunu unutamam. Her yeri çam ağacı kokan evimi, çakıl taşlarının arasında değil tamamen içimde akan çayı, yemyeşil dağları, senin doğumuna, çocukluğuna ve gençliğine şahitlik etmiş kasabayı, önce senin sonra ikimizin ciğerlerine dolan büyülü havayı hiç unutamam.

Kategoriler: